top of page
  • Black Instagram Icon

zZz... Uyku • Sleep

  • 7 Tem 2025
  • 14 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Tem 2025

(English below)


İbadet eder gibi uyuyorum artık. Şakasız.


Özellikle lisedeyken uyku düzenim tepetaklaktı. Gece vakti her tür sosyal etkinlik, bilhassa konserler (hem dinlemece hem vermece), arkadaşlarla sabah dörtlere kadar süren Skype konuşmaları, geç saatlere kadar izlenen dizi ve filmler… Her şey gecedeydi, çevrem de öyle olduğu için zaten batmıyordu da hiç.


Bir de üniversitedeyken iki iki buçuk sene kadar Türkiye-Amerika uzak mesafe ilişkim vardı, saatler denk gelemediği için geç saatlere kadar beklediğim ya da gece tuvalete kalktığım zamanlar (canım mesanem benim) telefonumun parlak ekranına teslim olduğum da çok oluyordu. Nasıl yabancı geliyor şu an böyle bir hayat anlatamam, nasıl döndüm bu yoldan şaşırıyorum hakikaten.


Hatta komik bir şey anlatayım: Sene 2019 sanırım, arkadaşlarımla Sapanca’da havuzlu bir ev kiralamışız, tatil yapacağız. Akşam yemeği yenmiş, hava kararmış, bahçede müzik eşliğinde masa etrafında oturulup muhabbet ediliyor. Keyif anlayacağınız. Saat oldu 21.30, bilemediniz 22.00. Nasıl uyku bastırdı beni. Herkes son derece enerjik, bense gözlerimi açık tutma gayretiyle yamulmuşum. En sonunda kafayı koyup da masaya uyumaya başlayınca haliyle bir süre alay konusu oldum. İnsanın uykusu mu gelirmiş o saatte ya?


O geceden sonra bir vakit daha bu saatlerde uykumun gelmeye başladığını fark ettiğimde doktoruma bile sordum ‘şu şu saatte uykum geliyor, bende bir problem mi var?’ diye. Biyolojimin benden aşikar biçimde istediği şeyi anlamamak için böylesine aptal bir direnişteydim yani.


Beni değiştiren olayı (daha doğrusu kişiyi demeliyim) çok iyi biliyorum, her ne kadar yıldan emin olmasam da. 2022 demek makul göründü çünkü şimdi geriye bakınca üç buçuk sene olur gibi geldi. Annemin liseden çok sevdiği bir arkadaşıyla buluşmuştuk üçümüz (bu yazıyı okuyorsan canım abim, kucak dolusu teşekkür ve sevgiler). Herhalde bacağımla ilgili geçirdiğim o büyük atak sonrasıydı, yürüme güçlüğü yaşamaya başlamıştım artık. İyileşmeme, iyileşmemden öte bütünlüğüme ket vuran önemli bir şey vardı: yolundan epey şaşmış bir uyku düzeni.


Yapmam gereken şey çok basitti, her gece en geç 22.30’da ışıkları kapatmış bir şekilde yatağa girmiş olacaktım. Hiçbir mazeret olmadan. Abim bunları böyle büyük bir ciddiyetle anlatırken annemin ortamı/kuralı biraz daha yumuşatmak için ağzından çıkan ‘a tabii yapılır, ama arada da kaçamaklar olur elbette’ lafı üzerine ‘hayır, kaçamak maçamak olamaz’ diye gayet kesin ve sert bir duruş sergilemişti. Orada dank etti. 22.30’da yatağa girecektim. Denesem ne kaybederdim ki?


Allah kitap gibi uygulamaya başladım bunu. Uzun süre de götürdüm he.


Bir süre sonra geç saatte bir sosyal etkinlik çıktığı ilk zaman kendimi epey gergin ve suçlu hissettim. Yeni yeni oturttuğum bir düzendi çünkü, hayat tarzımda köklü bir değişim başlamıştı. Arada ‘kaçamaklar’ oldu, yalan yok, ama ben böyle böyle gerçek uykuyla tanıştım. Vücudum zaten bunca zamandır bana yalvarıyormuş da ben ona kulaklarımı resmen tıkamış, onu duymamak için bağıra bağıra şarkı söylüyormuşum.


Seneler içinde öyle bir evrildi ki uyku düzenim. Uykumun geldiği ve doğal olarak uyandığım saat, direnmeyip vücuduma kulak verdikçe adeta tavşanla yarışında sebat ettiği için galip gelen kaplumbağa misali yavaş ama emin adımlarla öne çekildi. Şu an vardığım nokta akşam 20.30-21.00 yatış, sabah 5.00-5.30 kalkış şeklinde. Alarmsız. Kendiliğinden. Ritmimi, kendimi buldum. Ve kendimi o kadar iyi hissediyorum ki bu rutinle…


Hepimizin aslında belli bir ritmi var ama biz modern yaşamla beraber bu ritmi göz ardı ediyoruz çoğunlukla. İnsanların sirkadiyen ritimlerine göre sabahçıl mı yoksa akşamcıl mı olduklarını belirlemek için MEQ denen bir anket var hatta. ‘Hiçbir engeliniz olmadan tamamen özgürce seçim yapabilseydiniz belirli aktiviteleri günün hangi zaman diliminde yapmayı tercih ederdiniz’ gibi 19 sorudan oluşuyor. Anketin Türkçe versiyonunu buraya bırakıyorum, tıklayarak erişebilirsiniz. Ben mesela ‘kesinlikle sabahçıl’ çıkmıştım birkaç sene önce çözdüğümde. Şimdiki halime bakınca inanılmaz hak veriyorum ankete. (Sonuçlara ilişkin ekran görüntüsü de bu yazının en sonunda.)


Dediğim gibi ilk başlarda bir miktar stres unsuru olmuştu geç saatteki aktiviteler ama bir yandan da uyku disiplinini kazanmam için gerekli bir histi diye düşünüyorum. Üstüne kendimi garip de hissediyordum öyle buluşmalarda. ‘Uyuyacağım’ diyerek diğerlerinden nispeten erken ayrılıyordum ortamlardan (ve hayır, ‘bebe misin Duygu ya’ gibi tepkileri içten içe beklememe karşın hiçbir zaman almadım), esnediğim için ‘yanlış anlaşılmasın, hakikaten uykum geldi’ diye’ açıklamalar getirmek durumunda kalıyordum.


Ayyy bir de… Geçen sene Cem Yılmaz gösterisine gitmek için üç ay öncesinden falan bilet aldım. Zorlu’da, saat 21.00’de. Adam sahneye çıktı, Duygu sahneyi terk etti. Kendimi uyanık tutmam mümmmkün değil. Arada kahkahalara uyandım, sırıttım, yine uyudum. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Gösteri arası oldu, uyandım. Hiçbir şey hatırlamıyorum. İkinci yarıda da aynı hikaye. Gösteri sonunda arkadaşımla ‘en sevdiğin espri neydi’ diye konuşurken durdum…’hiçbirini hatırlamıyorum çünkü uyudum’ dedim. Aylar öncesinden o kadar heves etmişim, o kadar para vermişim. Gecenin şakası bendim arkadaşlar. Dijital platformlara düşünce izleyeceğim artık, aah ah… Buradan çıkarılacak ders şudur ki biyolojiye kafa tutulmaz, biyolojiyle şaka olmaz. Şaka siz olursunuz. Ehe ehe he eh



Zamanla uyku denince dört temelin olduğunu öğrendim ki Dr. Matthew Walker bence uyku bilimini çok güzel anlatıyor herkesin anlayabileceği bir şekilde. Pandemi döneminde Why We Sleep kitabını okumuştum. O dönem Türkçesi yoktu, sonraki yıllarda Niçin Uyuruz? adıyla Türkçe çevirisinin de basıldığını gördüğümde hem çok mutlu olmuştum hem de biraz buruk bir his sarmıştı içimi, ‘ah keşke ben çevireydim bu kitabı Türkçeye’ düşüncesiyle. Çok kıymetli bir kaynak, herkese okumasını öneririm burada parantez açarak.


Uykunun dört temeline dönecek olursam bunlar süre, kalite, zamanlama ve düzenlilik. Yani ne kadar uyuyoruz, dört beş saat mi, yedi sekiz saat mi? Uyku kalitemiz nasıl, deliksiz mi uyuyoruz, uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekiyor muyuz, fazla uyanıyor muyuz, sabahları dinlenmiş kalkıyor muyuz? Uykumuzun zamanlaması nasıl, mesela dizilere takılıp gece birde ikide yatıp ‘a tamam ya sekiz saat uyudum işte’ diyip sabah dokuz onda mı kalkıyoruz yoksa doğal melatonin ritmimize uygun şekilde en geç on birde uykuya hazır vaziyette yatakta mı oluyoruz? Son olarak uykumuz ne ölçüde düzenli, hafta içi hafta sonu fark etmeksizin her gün uyduğumuz saat sabit mi yoksa günden güne değişiyor mu? Üstüne düşünülecek, aksiyon alınmak isteniyorsa güzel başlangıç noktaları oluşturabilecek pek çok soru. 🤩


Oturup da uykunun binbir faydasını saymayacağım şu an. Öne süreceğim tek argüman, Dr. Walker’ın muhteşem bir şekilde açıkladığı gibi, uyku öyle çoğumuzun hafife aldığı gibi gereksiz ya da vakit kaybı görülen, ‘öldüğümde uyurum’ kafasıyla bir kenara itilecek bir şey olsaydı evrim onu binlerce yıldır seçmez, çoktan yok etmiş olurdu. Dr. Ayşegül Çoruhlu da çok güzel diyor bence ‘uyku, uyanıklıktan çok daha sağlıklı olduğumuz bir hal’ diye. Sanırım evrensel entropiye karşı elimizdeki en güçlü silah uyku. Bizi her manada toparlayıp yeni bir güne hazırlayan bir ilaç.


Eh, şu anki uyuma/uyanma saatlerimle biraz akşam ezanıyla yatıp sabah ezanıyla kalkar oldum. Güneş çekilince, kuş cıvıltıları yavaş yavaş sessizleşince yatıyor, gün hafif ağarmaya, kuşlar yeniden bıcırlanmaya başlayınca kalkıyorum. Beslenme yazısında günün erken saatinde güneş ışığı almak için kahvaltı ederken salon camını ardına kadar açtığımı söylemiştim. Hepimizin her bir hücresinde saatler var, bir de beynimizde bu saatlerin yöneticisi bir ana saat var. Bu saatler ışığın varlığı ve yokluğuyla yakından ilişkili. Günün ilk ışıklarını arada herhangi bir yüzey (pencere, güneş gözlüğü vs.) olmadan almak her gün içimizdeki biyolojik saati, yaklaşık 24 saate yayılan sirkadiyen ritmimizi yeniden, doğru şekilde ayarlamak için çok önemli. Güneş batarken günün son ışıklarına maruz kalıp ‘günü kapatıyoruz’ sinyalini vermek de öyle.


Zaten günün büyük kısmını dışarıda, doğal ışıkta geçiriyorsanız ne güzel. Ama şehir yaşantısında bu çoğumuz için her zaman mümkün olmuyor. Işığın varlığı kadar yokluğu da önemli dedik. Akşam saatlerinde parlak ışıklara, dijital ekranlara maruz kalmamak; bu ritmin sürdürülmesini, vücudumuzda karanlığa yanıt olarak üretilmeye başlanan ve uykuya geçiş için doğru şartları yaratmaya yardımcı olan melatonin hormonunun salgılanmasını destekliyor. Hatta kendi üstünüzde deney bile yapabilirsiniz merak ederseniz. Bir akşamcık saat dokuza yaklaşırken tüm ekranları kapatın, evdeki parlak, göz alan ışıkları söndürün. Belki loş bir baş ucu lambasıyla kitap okuyun, aklınızda kağıda dökmek istediğiniz bir şeyler varsa bir deftere yazın, bir şeyler çizin, sizi rahatlatacak bir müzik dinleyin…bilemiyorum, gerçekten herhangi bir şey olabilir. Yeter ki sizi rahatlatsın, hatta biraz ‘canınızı sıksın’ ki sizi gelmekte olan tatlı uykunuza dahil olmak için gereken ‘gevşeme’ durumuna sokabilsin. Yoga eğitimimizde hocamız çok güzel derdi, ‘siz uykuyu kontrol edemezsiniz, uykuyu başlatamazsınız, uyku gelir ve siz ancak ona dahil olabilirsiniz.’ Uykunuz geldi, fark ettiniz, yattınız yattınız, yoksa kaçtı tren. 🙂‍↔️


Güneş ışığı kovalamacalarım ve akşam saatleri ekransızlığımın ötesinde telefonumdaki renk filtreleri özelliğinden de çok yararlanıyorum. Akşam olduğunda dijital ekranlardan gelen mavi ışığa maruz bırakmamak için gözlerimi (mavi ışık vücuda ‘şu an gündüz vakti’ sinyali verdiği için içeride işleri biraz karıştırıyor) kıpkırmızı bir filtre kullanıyorum ve parlaklığı en düşüğe alıyorum. Laptop ekranına çok bakmak zorunda olduğum zamanlarda da öyle. Belki gri tonları kullanılıp parlaklık çok kısılabilir ama yine de beyaz ışık almış oluyoruz gözümüze. Kırmızı sanki bana en ideali gibi geliyor ama denemek lazım tabii.


Şu an bu yazıyı yatmama bir saat kala yazıyorum ve aslında son derece aktif bir şekilde zihinsel faaliyet gösterdiğim bir zaman oluyor benim için. Standardımdan saptım yani ama kopamadım da yazmaktan. Filtrem açık. 😅 Birazdan gevşeme faslına geçip e-okuyucumdan kitap okuyacağım.


Bunların yanı sıra artık gece programları yapmıyorum, çooook özel bir durum olursa ancak geçe kalıyorum. Katıldığım bir etkinlik varsa saat 21.00 gibi müsaade istiyorum. Yatmadan önce klasik bir ağız bakımı rutinim var, o zaten uyku zamanının yaklaştığının haberini veriyor vücuduma. Kafamda binbir tilki döndürmeyecek ya da beni heyecanlandırıp uykumu kaçırmayacak aktivitelerim oluyor yatmadan önce, tilkiler varsa boşaltmak için günlüğe yazmak, kitap okumak ya da ekran filtresi ve minimum parlaklıkla YouTube’da takip ettiğim doktorların/bilim insanlarının konuşmalarını dinlemek gibi.


Ha, bir de tabii yatma saatimden çok önce yeme faslını sonlandırmak ve rahat bir mide-bağırsak sistemiyle yatağa girmek var ki bundan zaten bir önceki beslenme yazısında bahsetmiştim. Uykumuz sindirmeye değil, bizi toparlamaya kalsın. Esnemeye, gözler kapanmaya başladığı anda da vın.


Uykunun kıymetini gerçekten de bilmiyoruz (süpersin uyku, bastır uyku, iyi ki varsın uyku 💓). Birkaç sene oldu ama ben de yeni farkına vardım anlayacağınız üzere, hala da değişiyor bir şeyler ben kendime müdahale etmedikçe, kendimin ortaya çıkmasına izin verdikçe. Uyumak için heyecan duyuyorum artık resmen (uyku kaçırtıcı bir heyecan değildir, içler ferah). Mutlulukla uyuyorum.


Bu yazıyı günün hangi saati okudunuz bilmiyorum ama gece mışııl mışıl bir uyku dilerim. Sevgilerimle. 🌚



MEQ sonuçları:

Pündük, Z., Gür, H. ve Ercan, İ. (2005). Sabahçıl-Akşamcıl Anketi Türkçe uyarlamasında güvenilirlik Çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi, 16(1), 40-45.



•••



I sleep as if I’m worshipping now. Not kidding.


Especially back in high school, my sleep schedule was completely upside down. Every kind of social activity happened at night—especially concerts (both attending and performing), Skype calls with friends that went on until 4 a.m., series and movies watched into the late hours… Everything was at night, and since everyone around me lived that way too, it never felt off.


And then in university, for about two and a half years, I was in a long-distance relationship between Turkey and the U.S. Because of the time difference, there were many times I stayed up late waiting, or when I got up to use the bathroom at night (my dear bladder), I’d surrender to the bright screen of my phone. That kind of life feels so foreign now, I can’t even describe it. I’m genuinely surprised I managed to turn things around.

Here’s something funny: I think it was 2019, my friends and I had rented a house with a pool in Sapanca for a vacation. Dinner was done, it was dark, we were sitting around a table in the garden with music playing, chatting. Pure enjoyment, as you can imagine. It was maybe 9:30 p.m., 10 at the latest. I got so sleepy. Everyone else was full of energy, and there I was with a half-melted face, barely keeping my eyes open. I eventually rested my head on the table and started dozing off—of course I became the joke of the evening. Like, who gets sleepy at that hour?


Following that night, when I started to notice I was getting sleepy around those same hours again, I even asked my doctor, “I start feeling sleepy around this and that time—is there something wrong with me?” I was that stubbornly resistant to understanding something my biology was very clearly asking for.


I know exactly what (or rather who) changed me, even though I’m not sure about the exact year. It seems reasonable to say 2022, because looking back, it feels like it’s been about three and a half years. My mom and I met with one of her dearest high school friends (if you’re reading this, huge thanks and lots of love). I think this was after the major flare-up related to my leg—I had started to experience mobility issues. There was something crucial preventing not just my recovery but my integrity: a seriously off-track sleep schedule.


What I had to do was incredibly simple: every night, I had to be in bed, lights off, by 10:30 p.m. at the latest. No exceptions. When my mom’s friend was explaining this with such seriousness, and my mom tried to soften the atmosphere/rules by saying, “Oh of course, but there can be occasional cheats too,” he firmly said, “No. No cheating, period.” That was when it really hit me. I was going to get in bed at 10:30. What did I have to lose by trying?


And I started applying it religiously. For a long time too.


The first time I had a social event late at night after this new routine kicked in, I felt pretty tense and guilty. It was a brand new system I was establishing, a major lifestyle shift. There were some slip-ups, not gonna lie, but that’s how I got to know what real sleep felt like. Turns out my body had been begging me all this time, and I had basically blocked my ears, singing loudly just to drown it out.


Over the years, my sleep schedule evolved in such a way that the time I naturally got sleepy, and naturally woke up, gradually moved earlier and earlier, like the tortoise that wins by perseverance in its race against the hare. Where I’ve landed now: I go to bed between 8:30 and 9:00 p.m., and I wake up between 5:00 and 5:30 a.m. No alarm. Naturally. I’ve found my rhythm, and I’ve found myself. And I feel so good with this routine…

The truth is, we all have an internal rhythm, but with modern life, we mostly ignore it. There’s even a questionnaire called MEQ used to determine whether someone is a morning or evening person based on their circadian rhythms. It has 19 questions like, “If you could choose freely with no restrictions, what time of day would you prefer to do certain activities?” I’m leaving a link here to the questionnaire—you can click to access it. When I took it a few years ago, I scored “definite morning.” Looking at myself now, I completely agree with the result.


Like I said, those late-night events were initially a bit of a stressor, but I now see that was a necessary discomfort to help me build sleep discipline. I also felt a little odd at social gatherings—I'd excuse myself relatively early by saying “I’m going to sleep” (and no, I never got the “Are you a baby or what, Duygu?” kind of reaction I always secretly expected). When I yawned, I’d have to explain, “Don’t get me wrong—I’m genuinely sleepy.”


Oh and… last year I bought tickets three months in advance to see Cem Yılmaz’s stand-up show. It was at Zorlu, at 9:00 p.m. He came on stage, and Duygu left the stage. I just couldn’t keep myself awake. I woke up during bursts of laughter, smiled a bit, then dozed off again. There was nothing I could do. At intermission, I woke up. I remembered nothing. Same story for the second half. After the show, when my friend asked me “Which joke was your favorite?” I said, “I don’t remember any of them, because I slept through it.” I was so excited for it for months, paid so much money. I was the joke of the night, my friends. I guess I’ll watch it when it hits a streaming platform…sigh. The lesson here is: don’t mess with biology, don’t joke around with it—because the joke will be on you. Ehe ehe he eh



Over time, I learned that sleep actually rests on four foundations—Dr. Matthew Walker explains this really well, in a way that anyone can understand. During the pandemic I read Why We Sleep. It hadn’t yet been translated to Turkish then, so when I saw it later published as Niçin Uyuruz?, I was happy but also a little wistful—“Ah, I wish I had translated it.” It’s such a valuable resource—I highly recommend it. 


Anyway, those four foundations of sleep are: quantity, quality, timing, and regularity. How long are we sleeping—four to five hours, or seven to eight? What’s our sleep quality like—are we sleeping soundly, or struggling to fall or stay asleep, waking up a lot, not feeling rested in the morning? What’s the timing of our sleep—are we staying up watching shows until 1 or 2 a.m. and then waking up at 9 or 10 saying “Well, I got 8 hours at least,” or are we getting to bed before 11 p.m., in sync with our natural melatonin rhythm? And finally, how consistent is our sleep—is it the same every day regardless of weekday or weekend, or does it vary a lot? Lots of great questions to reflect on and use as starting points for action. 🤩


I’m not going to sit here and list all the benefits of sleep. I’ll just say what Dr. Walker so wonderfully puts: If sleep were something unnecessary or a waste of time, something to be pushed aside with a “I’ll sleep when I’m dead” mindset, evolution would’ve selected against it long ago. Dr. Ayşegül Çoruhlu puts it beautifully too: “Sleep is a state where we’re actually healthier than when we’re awake.” I think sleep might be our strongest weapon against entropy. It’s the medicine that resets us and prepares us for a new day.


So yes, with my current sleep/wake times, I’ve basically started going to bed with the evening adhan and waking up with the morning adhan. I go to sleep as the sun goes down and the birds go quiet, and I wake up when the light returns and the birds start chirping again. In the post about nutrition, I mentioned how I throw open the living room windows during breakfast to soak up early sunlight. We all have internal clocks in every cell, plus a master clock in the brain that regulates them all. These clocks are closely tied to light and dark. Getting direct morning light, with no window or sunglasses in between, is crucial to resetting our internal biological clock and our roughly 24-hour circadian rhythm. Getting exposure to the day’s final light as the sun sets is just as important—it signals that the day is ending.


If you spend most of your time outside in natural light, amazing. But in urban life, that’s not always possible. And darkness is just as important as light. Avoiding bright lights and screens in the evening supports this rhythm and helps our bodies produce melatonin, the hormone that sets the stage for sleep. You can even experiment yourself if you're curious. One evening, around 9 p.m., shut down all screens, turn off any harsh, glaring lights in the house. Maybe read a book under a dim bedside lamp, write in a journal if there’s something on your mind, draw something, listen to music that calms you… I don’t know—it could really be anything. As long as it relaxes you, maybe even “bores you” a little, enough to help ease you into that sweet incoming sleep. In our yoga training, our teacher used to say something so beautiful: “You cannot control or initiate sleep. Sleep comes, and you can only allow yourself to join it.” If you feel sleepy and notice it—great, lie down. If not, the train has left the station. 🙂‍↔️


Beyond chasing the sunlight and avoiding screens in the evening, I also rely heavily on the color filters on my phone. Once it’s evening, I use a deep red filter and turn the brightness all the way down so I’m not exposing my eyes to the blue light from digital screens (blue light tells the body “it’s daytime,” which messes things up internally). Same goes for when I have to look at my laptop screen for extended periods. Sure, you can use grayscale and dim the brightness, but your eyes are still exposed to white light. For me, red seems to be the most ideal—but of course, it’s something to experiment with.


Right now, I’m writing this post about an hour before bedtime, and it turned out to be a pretty mentally-active hour. So I’ve strayed from my usual routine a bit—but I couldn’t tear myself away from writing. My filter is on. 😅 In a little while, I’ll shift into wind-down mode and read a book on my Kindle.


Apart from all this, I no longer make evening plans—only in very exceptional cases do I stay out late. If I’m at an event, I politely excuse myself around 9:00 p.m. I have a classic oral care routine before bed, which already signals to my body that sleep time is near. Before sleep, I only do things that won’t get my mind racing or overly excited and keep me awake. If I do have swirling thoughts, I dump them into my journal, read a book, or watch talks by doctors or scientists I follow on YouTube—with my screen filter on and the brightness turned way down, of course.


Oh, and I also stop eating long before bedtime so I can go to bed with a comfortable stomach and digestive system—something I already talked about in my previous post on nutrition. Let sleep be for recovery, not digestion. When the yawning starts and your eyes begin to close—it’s time to vanish.


We really don’t appreciate sleep the way we should (you’re amazing sleep, go sleep, so glad you exist sleep 💓). It’s been a few years now, but I’ve only recently come to truly realize this—as you can tell—and even now, things continue to shift when I don’t intervene and just allow myself to unfold naturally. These days, I actually feel excited to sleep (not an excitement that drives sleep away, no worries). I sleep with joy.


I don’t know what time of day you’re reading this, but whenever it is—wishing you a deep, restful sleep tonight. With love. 🌚



Cover photo credit: Photo by Vladislav Muslakov on Unsplash

 
 
 

Yorumlar


bottom of page